Türkleri aydınlatan şehir. Hepsi oradan çıktı

1552’de Ruslar tarafından işgal edildikten sonra Türk İslam alemi için önemini büyük ölçüde yitiren Kazan şehri, 19.Yüzyıldan sonra yeniden yükselişe geçti. Buna neden olarak ise Kazan Üniversitesi ve çevresinde kurulan matbaalar olarak gösterildi.

Türkler tarafından kurulan matbaalar bölgenin milli ve dini kimliğini canlandırmayı hedeflemiş ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmuştur.

Baskı ve işkencelerden kaçarak İstanbul’a gelen Türk ilim adamları, fikirleriyle Osmanlı’nın son dönem yükselen ideolojisi olan Türkçülük akımına büyük katkı sağlamışlardır. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura ve Sadri Maksudi Arsal bu fikir adamlarının başında gelmektedir.

İSMAİL GASPIRALI KİMDİR?

Hayatı boyunca “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına uygun yaşayan Gaspiralı, tüm Türk haklarını birlik ve dayanışmaya çağırdı. Türkistan, Mısır ve Hindistan’a giderek buralardaki Müslümanların eğitim çalışmalarına katıldı. Rusya Türklerinin eğitimi ve birleşmesi yolunda mücadele etti.

İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesinde, bütün dünya Türklüğünün anlayabileceği ortak bir edebi dil geliştirmeye çalıştı, bu edebi dilin de Osmanlı Türkçesi olmasını istedi.

İstanbul’daki hamal ve kayıkçıyla Doğu Türkistan’daki deve sürücüsü ve koyun çobanının dahi anlayabileceği bir dil hayal eden Gaspıralı, 27 Haziran 1914 tarihli İkdam gazetesinde, kendisiyle yapılan “İbret Alınacak Sözler” başlıklı söyleşide şunları kaydetmişti:

“Eğer Türkler (Anadolu Türkleri), dillerini biraz daha sadeleştirmiş, okumayı ve imlayı öğretecek şekilde ünlü harfleri kullanmaya başlamış olsalardı, 5-6 seneye kadar Rusya Müslümanlarıyla dilleri kesinlikle birleşmiş olurdu. Bundan doğacak faydaları izah etmeye gerek yoktur sanırım.”

Akademisyen Nizamettin Parlak, bir yazısında İsmail Gaspıralı hakkında şunları kaleme almıştı:

“Dünya Müslümanlarının ve Türklerin birliği ve kalkınması için mücadele eden İsmail Gaspıralı, gerek basın-yayın yoluyla ve uyguladığı yeni eğitim metotlarıyla gerekse yazdığı eserlerle bu hedefine ulaşmak için büyük gayret göstermiştir. Bunların en önemlisi de Endülüs’ü konu alan Darürrahat Müslümanları adlı eseridir. Gaspıralı, bu kitabı aracılığıyla Müslümanların geri kalmışlık sebeplerini açıklamıştır. Akabinde de gelişmek ve kalkınmak için neler yapılması gerektiğini ortaya koymuş, azimle çalıştıkları takdirde Müslümanların, Batı medeniyetini geride bırakacak medeni bir Müslüman toplum inşa edeceklerine inandığını ifade etmiştir.”

YUSUF AKÇURA KİMDİR?

Yusuf Akçura 2 Aralık 1876’da doğdu., Türkçülük akımının önde gelen düşünür ve tarihçisidir. Harbiye Mektebi’nde okudu. 1897’de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı. Taşkışla Divan-ı Harbi kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı. Karar sonrasında Padişah fermanı ile Trablusgarp’a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1899’da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içinde serbest dolaşma izni aldı. Kısa bir süre sonra da Fransa’ya kaçarak, Paris’teki Jön Türkler’e katıldı; burada Siyasal Bilgiler yüksekokuluna devam etti. 1903’te “Osmanlı Devleti Kurumlarının tarihi Üstüne Bir Deneme” adlı teziyle okulu bitirerek Rusya’ya döndü. Kazan’da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır’da çıkan Şüra-yı Ümmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı. Bunlar içinde, 1904’te Türk Gazetesinde çıkan “Üç Tarz-ı Siyaset” başlıklı dizi makale özel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin “Osmanlıcılık”, “Panislamizm” ve “ırk esasına müstenit Türk Milliyetçiliği” olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunu belirtiliyordu. Akçura, II. Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Darülfünun’da ve Mülkiye Mektebinde siyasal tarih dersleri verdi. Türkçülük akımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu’nun başyazarı ve editörü oldu. Akçura, Osmanlı Türkleri ile Osmanlı Devleti dışındaki Türklerin yalnız dil ve tarih alanındaki ortak geçmişlerine dayanarak bir birlik yaratamayacaklarını savundu. Önemli eserleri arasında; “Üç Tarz-ı Siyaset”, “Ali Kemal” ve “Ahmed Ferid” beyleri cevaplarıyla birlikte (1907; yb 1976), “Şark Meselesine Dair tarih-i Siyasi Notları”(1920), “Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar”(1923), “Siyaset ve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale” (1924), “Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri”sayılabilir. Ayrıca Türk Yılı(1928) adlı derlemesi Türkçülük hareketinin kaynaklarını ve gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Mevkufiyet hatıraları ise (1914) Rusya’daki etkinlikleri ve tutukluluğu üzerine bilgi verir. Hakkında en önemli yapıt, François Georgeon’un Aux Origines du Nationalisme Turc; Yusuf Akçura (1980) adlı kitabıdır. Yusuf Akçura 12 Mart 1935’de İstanbul’da öldü.

SADRİ MAKSUDİ ARSAL KİMDİR?

Kazan Türklerinden Sadri Maksudi Arsal, 1925-1935 yıllarında Atatürk inkılaplarına değerli katkılarda bulunmuş; aldığı görevler ve yayınladığı eserlerle hukuk, dilbilimi ve tarih alanlarında öncülük etmiş çok yönlü bir bilim, fikir ve devlet adamıdır. Her şeyden önce bir Türk milliyetçisidir. Duma’nın II. ve III. dönemlerinde (1907-1912) Rusya Türklerinin temsilcisi olarak Kazan’dan milletvekili seçildi. 1917 ihtilalinden sonra o yıl, daha sonraları İdil-Ural Devleti adını alacak, İç Rusya ve Sibirya Müslümanları Milli-Kültürel Muhtar İdaresi’nin Meclis Başkanlığına seçildi, 1919 Paris Barış Konferansı’nda bu devletin haklarını savundu.

1923 yılında ailesi ile Paris’e yerleşti ve Sorbonne Üniversitesi Slav Araştırmaları Enstitüsünde görev aldı. 1925’te Atatürk’ün daveti üzerine Türkiye’ye geldi ve yeni açılan Ankara Hukuk Mektebi’nde “Türk Hukuku Tarihi” dalını kurdu. Türklerin İslam öncesi hukuku konusunda ilk kez eğitim verdi. Ordinaryüs Profesör Sadri Maksudi İstanbul Üniversitesi’nde de uzun yıllar Hukuk Felsefesi, Umumi Hukuk Tarihi ve Türk Hukuku Tarihi derslerini verdi.

1934’te Arsal soyadını alan Sadri Maksudi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üç dönem milletvekilliği yaptı. Tek parti döneminde Şebinkarahisar (1931-1935) ve Giresun milletvekilliğinde (1935-1939) bulundu. 1950 yılında, bu defa Demokrat Parti’den Ankara milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve bu dönemde Türkiye adına Avrupa Konseyi çalışmalarına katıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x