Kemoterapinin yanında fitoterapi de uygular mısınız

Kemoterapinin yaninda fitoterapi de uygular misiniz QixN38NT
Kemoterapinin yanında fitoterapi de uygular mısınız
Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Kemoterapi başlamıştı.
Sorusu kısa, nazik ve son derece insaniydi: “Kemoterapinin yanında fitoterapi de uygular mısınız?”
Kısa cevabımız şuydu: “Hayır, uygulamıyoruz ve önermiyoruz.”
Ama bu kadar içten bir soruya yalnızca “hayır” demek yetmez. Çünkü bu soru bilgisizlikten değil, çoğu zaman sevgiden doğar.
Sevdiğiniz biri ağır bir hastalıkla karşılaştığında her taşı kaldırmak, “Yapabileceğimiz başka bir şey var mı” diye sormak istersiniz.
Söz konusu annemiz ya da babamız olduğunda, mesleki bilgilerimizin yanına evlat olmanın çaresizliği de oturur.
Önce yanlış bir anlaşılmayı düzeltelim. Modern tıp bitkilere karşı değildir.
Tam tersine, onkolojinin en önemli ilaçlarından bazıları bitkilerden doğmuştur.
Paklitaksel ile dosetaksel, porsuk ağacından geliştirildi.
Lösemi ve lenfoma tedavisindeki vinkristin, Madagaskar cezayirmenekşesinden geldi.
İrinotekanın hikâyesi ise Camptotheca acuminata adlı bir ağaca uzanır.
Demek ki mesele “bitkisel olan” ile “kimyasal olan” arasındaki bir savaş değildir.
Asıl mesele, “hangi molekülden ne kadar veriyoruz”, “etkisini biliyor muyuz”, “başka ilaçlarla nasıl etkileştiğini ölçtük mü” olmalı.
Bir bitkiden ilaç geliştirildiğinde etkin molekül ayrıştırılır, dozu standardize edilir, klinik çalışmalardan geçer, yan etkileri ve etkileşimleri araştırılır. Her kutuda aynı miktarda etkin madde bulunur.
Bir bitkisel karışımda ise hangi maddeden ne kadar bulunduğu, bunun ne kadarının emileceği ve kemoterapiyle karşılaştığında ne yapacağı çoğu zaman bilinmez.
“Doğal” sözcüğü burada güvenlik belgesi değildir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri sarı kantarondur.
Sarı kantaron, karaciğerde birçok ilacı parçalayan CYP3A4 adlı enzim sistemini hızlandırabilir. Kanser hastalarında yapılan küçük fakat doğrudan ilaç düzeyini ölçen bir çalışmada, sarı kantaron kullanıldığında irinotekanın etkin metaboliti SN-38’in kandaki düzeyi yüzde 42 azaldı.
Hasta kemoterapisini aynı dozda alır. Serum takılır, tedavi dosyaya eksiksiz yazılır.
Fakat etkili molekülün vücuttaki miktarı yarıya yakın azalabilir.Üstelik hasta bunu hissetmez.
Bitkisel ürün, kemoterapinin dozunu kâğıt üzerinde değiştirmeden tedavinin gerçek gücünü azaltabilir.
Bu kayıp bazen kontrol görüntülemesinde fark edilir.
Bu örnek pankreas kanseri açısından ayrıca önemlidir.
Çünkü ileri evre pankreas kanserinde sık kullanılan FOLFIRINOX tedavisinin bileşenlerinden biri irinotekandır.
Başka bir tartışma da yüksek doz antioksidanlardır.
Kemoterapi ve radyoterapinin bazı etkileri, kanser hücresinde oksidatif hasar oluşturmalarına dayanır.
Yüksek doz antioksidanların tedavi etmeye çalıştığımız tümör hücresini de koruyabileceği düşünülüyor.

MUTLAKA HEKİME DANIŞMALISINIZ

Erken evre meme kanserli 1.134 hastayı içeren bir araştırmada, kemoterapiden önce ve tedavi sırasında sürekli antioksidan takviyesi kullananlarda nüks ve yaşam kaybı yönünde olumsuz bir sinyal görüldü.
Ancak bu, randomize bir takviye deneyi değil, gözlemsel bir analizdi, nedensellik kanıtlamadı. Standart multivitaminlerde de aynı ilişki görülmedi.
Dolayısıyla “her vitamin zararlıdır” diyemeyiz. Doğru cümle şudur: Aktif kanser tedavisi sırasında, özellikle yüksek doz antioksidanlar ve bitkisel ürünler hekime danışılmadan kullanılmamalıdır.
Bir başka risk de karaciğerdir. “Doğal” ürünler karaciğer hasarı yapabilir.
Pankreas kanserinde safra yolu tıkanıklığı, sarılık ve stent gereksinimi zaten sık görülür.
Karaciğerde ortaya çıkacak ek bir bozulma, kemoterapinin ertelenmesine yol açabilir.
Buradaki asıl kayıp yalnızca bozulan bir laboratuvar değeri değildir. Kaybedilen tedavi haftalarıdır.
Fitoterapiyi önermemek, hastaya “yapılabilecek başka bir şey yok” demek değildir.
Pankreas kanserinde sindirim enzimi yetersizliği araştırılmalı, gerektiğinde enzim verilmelidir.
Beslenme ve kas kaybı izlenmeli, ağrı, bulantı, uyku ve ruhsal yük ciddiye alınmalıdır.
Bunların hiçbiri kemoterapinin alternatifi değildir. Bunlar iyi onkolojinin kendisidir. Hekimlerin de bu soruyu küçümsememesi gerekir.
“Bunlara mı inanıyorsunuz” dediğimiz anda konuşma biter. Hasta kullandığı ürünü gizlemeye başlar.
Gizlenen bir etkileşim, bilinen bir etkileşimden çok daha tehlikelidir.
Daha doğru soru şudur:
“Bu süreçte kullandığınız bitki çayı, karışım, vitamin veya takviye var mı…”
Ve ardından verilecek en koruyucu cümle belki de şudur: “Yeni bir şey denemeden önce bana sorun.”
O telefondaki soruya bugün de aynı cevabı veriyoruz. Aktif kemoterapi sürerken içeriği, dozu ve etkileşimi bilinmeyen bitkisel karışımları önermiyoruz.
Ama arayışın kendisini reddetmiyoruz.
Çünkü ailelerin aradığı “bir şey daha” gerçekten vardır:
Daha iyi beslenme, doğru enzim desteği, etkili ağrı ve bulantı kontrolü, hareket, uyku ve psikolojik destek.
Sadece adı fitoterapi değildir.

yok

Author: Onur Kurt